Tabi yiğidi öldür hakkını yeme demişler. İçerideki düzen çok iyi sağlanıyor. Güvenlik, temizlik, şehirdeki yerlere yakınlık, yapılan etkinlikler. Türkiye’de çok az yerde olan ve biran önce yayılmasını beklediğim geri dönüşüm kutuları burada her evin arka tarafında bulunuyor. Plastik şişeler ayrı, gazeteler ayrı, kitaplar ayrı, sıradan çöpler ayrı kutulara atılıyor. Sincaplar önünüzde cirit atıyor, çimler vaktinde kesiliyor, peyjaz en iyi şekilde yapılmaya çalışılıyor. Evde aksaklık olduğunda ücretsiz hizmet alımı gibi imkanlar da sağlanıyor.Ayrıca su burada bedava.Aldıkları ücreti hak ettikleri söylenebilir.
Siteyle ilgili gerekli bilgiyi yazının sonundaki web sitesine tıklayarak edinebilir hatta bulunduğu konumdan etrafı izleyebilirsiniz. Sinema öğrencilerinin bildiği meşhur “Kodak Theatre”ı ve daha pek çok yeri görebilirsiniz.
Gelelim mülakat sonucuna...Neyseki bir arıza çıkmıyor ve yeterince etiketlenmeye yetecek kadar kaliteye (!) sahip olduğumuza karar veriliyor. Evin içini keşfediyoruz. Sonradan ortaya çıkacak ufak sorunların farkında olmadığımız için evi çok seviyoruz.Durumumuz Shakespeare’in Romeo ve Juliet’inde, Juliet’in Romeo’ya söylediği “güzel kapaklı kitap kötü bir şey barındırsın, olacak işmi?” cümlesiyle açıklanabilir. (Sorunlar ayrı bir konu başlığı olduğundan burada ele alınmayacaktırJ)
Apar topar yatak almak için korelilerin yoğun olduğu caddeye gidiyoruz. Orada nurani yüzlü, uzun sakallı, hani karate filmlerinde öğretmen konumundaki kişiler olur ya, işte onlara benzeyen ve ismi Lee olan amcayla samimi oluyoruz. Amca nazlı çıkıyor. “Ben de kalp sorunu var bu saatte adamım yok. Kamyona bunları ben tek yükleyemem sen yardım edersin” diyor. Büyüklere saygımızdan ve yatak ihtiyacımızdan tamam diyoruz. Amca bizi seviyor, indirimler yapıyor.Gerçi daha uygun fiyata başka yerlerden alınabilecek şeyler olsada, Los angeles’ta ilk gün bunlarla uğraşılmıyor ve denize düşen yılana sarılıyor. Hem sonraki uğrayışlarımızda Lee’nin bize yılbaşı adı altında yastık hediye ettiğini söylemekte fayda var.
Söylemiştim Park La Brea’da belli bir düzen var. Akaşam 5 ten sonra eşya taşımak yasak.Biz eşyaları alıp bir kaç dakikayla evimize sokabildik. Olurda Park La Brea’ya yerleşmek isterseniz bu kuralı bilerek tedbir alırsınız. Gelelim devamına hava kararıyor, eve yiyecek bir şeyler almak için Koska mı ne dedikleri uzak bir yere gidiyoruz. Alıyoruz ama pek çoğunu rafa geri koyuyoruz.Çünkü içinde domuz yağı olup olmadığını bilmiyoruz. Bu durum hala sürüyor.
Yorgun argın eve geliyoruz ve fark ediyoruz ki, ne kadar ışıltılı bir yer olsada, Los Angeles’ın aksine evimizin ampül voltajları düşük ve ev çok karanlık. (Yine Juliet’in sözünü hatırlayınız.) İlerleyen zamanlarda eve lambalar aldık. Bazen onları kapatıyoruz ve “eskiden bu ışıkta nasıl oturmuşuz” diyoruz. Çevredeki evlerin de ışıkları az olunca sebebini anlıyoruz. Meğersem suyun bedeva olduğu Park La Brea’da elektirik oldukça pahalıymış. Gerçi bu A.B.D.’nin tüm yerinde geçerli bir durum.
Bu kadar uzun olacağını tahmin etmediğim bu yazıyı ilerleyen zamanlarda daha güzel fotoğraflarını koymaya çalışacağım evimizin fotoğraflarıyla bitiriyorum.Fotoğraflara bakarken beynimin hala yerine oturmak için yuvasını aradığı gün çektiğimi unutmayın, sanatımı karalamayın :D
Park La Brea’nın sitesi: http://www.parklabrea.com/1/Los-Angeles-California-Apartments/
Canlı yayın kamerası: http://www.taopro.com/Client-files/parklabrea/webcam/
Etiketler :D
Home Sweet Home:

0 yorum:
Yorum Gönder