Bir otelin bilinçaltıma yaptıkları

Bir mekan, insanın bilinçaltında kendisinin de farkında olmadığı gizli duran düşünceleri, tetikleyerek yüzeye çıkarabiliyor. Meğerse küçüklüğümden beri izlediğim, şimdi ise sinemacı gözüyle baktığım korku filmleri bende ne kadar çok iz bırakmış. Durham'da 4 gece kaldığım Skyland Inn otelinde bunu iyi anlamış oldum. Korku filmlerinde gördüğümüz tek katlı motellerden olan Skyland Inn'e girişimden çıkışıma kadar, motellerin mekan olarak kullanıldığı tüm korku filmleri bilinçaltımdan fırlayarak beni esir aldı.

Geneli sessiz olan Durham'ın merkezine yakın olsa da ıssız bir yerine kurulmuş olan otele karanlık bir yoldan arabayla giderken başladı düşünceler. Kendimi, Norman Bates'in "Sapık" olduğu Hitchcock filminde hissederek girdim otele. Odamın kapısı önünde etrafa baktığımda "benden başka kimse burada kalmıyor" diye düşünerek içeri girmek üzereyken o rakamları gördüm, "yan komşum kim olacak bilmem ama çok yaşamaz çünkü oda numarası :"13 rakamın yer değiştirmiş verisyonu..." "Neyse Hakan yırttın gene..." diye düşünürken, otelin etrafını sarmış olan yandaki fotoğraftaki ormanın derinliklerinden, ben diyim kurt, siz diyin köpek, nasıl bir canlıya aitse işte, havlama ve uluma seslerinin düeti eşliğinde odama girdim. Birkaç ayarlamadan sonra kahve içmek için kahve makinesinin düğmesine bastım. "Olamaz, işte gerçek, aslında bu otel düzmece.Kahve makinesi bile çalışmıyor. "Boş oda" filminde olduğu gibi, otele aldıkları insanları öldürüp, ölümlerini kaydediyorlar..." derken fişin prize takılı olmadığı için makinenin çalışmadığını anlayarak rahatladım. "O da ne?" priz takılı olduğu halde çalışmıyor. "Acaba gizli kameraları nerelere sakladılar?" diye etrafa bakınıyorum.Bir süre sonra pes eden ben, anındalık hissi yaşatarak insana kendisini kalabalıkta hissettiren araçlar olan tv ve interneti açıyorum. Gözüm televizyonda oynayan korku filmini görmeden düşüncelere dalıyorum. " Ya bu sabah otele kaydımı yapan kadın "Çılgınlığın Ötesi" filminde ki yaratık olduğunu gizleyen otel işletmecisi ise?", "Ya ben de "Dagon" deki Paul gibi otelden kaçmaya çalışan kurban olursam?"...derken uyumuşum.

Ertesi gün abimlerle takılıyoruz. Otelle ilgili bir kaç şey anlatıyorum. "Sana biz de yat diyoruz. Neden bizde kalmıyorsun?" diyorlar. Yengem, "Senin yüzünden beni "Sırlar dünyası" programındaki hain ve kötü gelinlerden sanacaklar diyerek manşetleri sayıyor: "Kocasının kardeşini istemediği için otele atan hain gelin" şeklinde başlıklar söylüyor. Zap yaptığımız esnada televizyonda onu görüyorum: Dün sıklıkla aklıma gelen "Boş oda" filmi, hem de yeni başlıyor. "Bu bir işaret" diyorum. Ancak "1408" numaralı odayı incelemek için merak duyan Mike gibi heyecanla otelime gidiyorum.

Bazı insanlar vardır, "ayağını mı sürüdün" gibi birşey denir, bir yere girdiklerinde orası insan dolar ya, hah işte ben onlardanım. Oteldeki ikinci gecemde sağım solum insanlarla doluyor. Yan odam bile. Aslında bunun beni rahatlatması gerekiyor ancak gecenin 2 sinde, yan odadan gelen küt diye bir ses, "Asla yabancılarla oynama" moduna beni sokuyor.Ben demiştim yan odamdaki çok yaşamaz diye. Ertesi sabah yan odamdakinin arabasını ortalıkta göremiyorum. "Çoktan parçalanmak üzere ormanın içine götürülmüştür, boşver" diyerek Durham'da South Point'i keşfediyorum.
Geç saatte geri döndüğüm otelimin artık tıklım tıklım olduğunu, her odanın önünde bir araba bulunduğunu görüyorum. "İşte bugün olacak, tüm insanlar buraya "Lanetli ada" filmindeki gibi kurban oluşumu izlemek için geldiler." Gece 3 te sigara içmek için dışarı çıkıyorum. Farmville oynayanlar bilir. Eşyaları koymak için Barn denen depo satın alırsınız. Bu otelin barnı karanlıkta çok parlıyor. "İşlerini bitirdikleri kurbanları "Sınırda" filmindeki gibi oraya kancayla asıyorlardır. Belki gün yüzü görmeyen yan oda komşum da ordadır".
Derken soğuk kulağımı yalıyor, bir aydınlanma yaşıyorum. Yaz mevsiminde havuzu olan, geyiklerin barındığı yeşil bir ormanlık alanda bulunan bu oteli sürekli gece görmekten ve havanın soğuk olmasından dolayı böyle algılıyorum. "Kimlik" filminde otelde kalan yabancılar gibi çoğul kişilik bölünmesi yaşayarak, bilinçaltımdaki karakterleri anıyorum. Huzurlu bir uykunun ardından sabah otelden ayrılıyorum. Otel işletmecisi "Bu sefer kurtuldun, bi daha gel" bakışıyla bana veda ediyor.

Bu arada neden abinle yengenin tüm ısrarlarına rağmen, lüüüks ve rahat evlerinde kalmadın? diye soracak olursanız. Malum uyku düzenim biraz enteresan. Durham'a geliş sebebim olan 6 aylık yeğenimi geceleri gürültü yaparak uyandırmak istememem ve sağlığına en çok önem verilmesi gereken aylarda yarım saatte bir dışarı çıkan bendenizin ona dışarıdan taışayabileceğim mikropların ona bulaşmaması için. Haa bu arada eşyalarımı rahatça dizmek, rahatça gürültü yapmak, 24 saat hizmet görmek isteklerimin bununla bir ilgisi yok :D

Son olarak otel gerçekten güzeldi. Durham'a gittiğinizde kalmak isterseniz bilgi alabileceğiniz linki veriyorum. Koyu renkle belirttiğim isme sahip filmleri ise izlememenizi tavsiye ediyorum.
Otel bilgi linki: http://travel.yahoo.com/p-hotel-323228-durham_skyland_inn-i

Harry Potter seti değil Duke Üniversitesi

Durham'ın en meşhur mekanlarından birinin bir üniversite olması oldukça güzel ve anlamlı. Amerika'da benim gördüğüm üniversiteler, bizdekilerin aksine tüm halka açık. Etrafında çitler ve duvarlar olmayan üniversitelerin kütüphanelerine herkes rahatça girebilir, içini gezebilir. Halkla içiçeler anlayacağınız. Öğrencilere sağladıkları ortam ve imkanlar ağzınızı açık bırakırken, içinizden "umarım benim ülkemdeki öğrenciler de bu imkanlara kavuşur" diyorsunuz.
Gelelim Duke'e. North Caroline'nın Durham şehrinde bulunan Duke Üniversitesini hep görmek istemişimdir. Hem yengemin bu okulda bulunması hem de Harry Potter'ın setine benzemesine ek olarak, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında 7.sırada yer alması da bu isteğimi arttırdı.

Yukarıdaki resimde Duke üniversitesinin çok meşhur olan kilisesini ve önünde kurucusu James Buchanan Duke'ün heyekelini görebilirsiniz. Duke Kilisesi başından beri, üniversitenin ayrılmaz ve en önemli parçası olmuş. 1925'te James Duke yeni bir üniversite için uygun bir alan bulmak umuduyla yanında, başkan William Preston'la birlikte gezerken bulduğu alanın merkezine kiliseyi kurmak istemiş. "Üniversiteye gelen kadınlar ve erkeklerin ruhsal yaşamlarına derin etkileri olması için kiliseyi üniversitesinin merkezine kurmak istiyorum" demiş. Kilise, yazının ilerleyen bölümlerinde fark edeceğiniz gibi benim için farklı anlamlara da sahip.

Fazla bilgi göz çıkarmaz, belki Duke'ü araştıran birinin işine yarar diyerek, kilisenin mimarlarının Horace Trumbauer ile Julian Abele olduğunu ve tüm batı kampüsünde olduğu gibi İngiliz Gotik tarzında inşa edildiğini belirtelim. İç mimarisine değinmeden önce başka bilgiler vereyim. Kilisenin de bulunduğu yandaki binada müslümanlar cuma namazlarını, üniversitenin islami çalışmalarının başında bulunan ve geçtiğimiz günlerde Ermeni yasa tasarısının oylamaya sunulduğu temsilciler meclisinin açılış duasını yapan Abdullah Antepli'nin imamlığı ile birlikte kılma fırsatına sahip.

Kilise merkezli bu okulda müslümanlık ve yahudilik üzerine çalışmalar yapılması da mutluluk verici. Benim orada bulunduğum zamanda yandaki fotoğrafta görebileceğiniz gibi dinler üzerine bir sergi vardı. Üç dinin kitaplarından ortak alıntılar kilise duvarında yer alıyordu. Çok ünlü bir kilisede arapça Allah yazısı görmek şaşırmanıza neden olmakla birlikte, Amin Maalouf'un "Ölümcül Kimlikler" isimli kitabını aklınıza getiriyor. Amin Maalouf kitabında "Hristiyanlık, ilk zamanlar katı ve sert bir din iken zamanla daha hoşgörülü, Müslümanlık ise ilk zamanlar hoşgörü dini iken giderek daha katı ve sert bir hale getirilmiştir" diye bir analiz yapmıştı. Hz. Mevlana'nın "Kuran, peçeli bir gelin gibidir. Yüzünü nasıl açar, ona nasıl yaklaşırsan sana öyle görünür" sözünde olduğu gibi, bu durumun tamamen kişilerin din anlayışına göre değişen bir görüş olduğunu belirterek, müslümanlığın daha hoşgörülü olduğunu düşünsem de, zamanında engizisyon mahkemeleri ile insanların vücuduna işkence yaparak, olmayan şeytanları çıkaran Hristiyanların biraz daha ılımlı olduğunu söyleyebilirim.

Kilise etrafına kurulan ve her yıl kilisede düzenlenen bir ayinle açılan bu okulun spor takımının maskotu tezat olarak mavi duke şeytanı. Duke şeytanının ürünleri okulda çok talep edilmekte. Duke yazılı ürünlerden hatıra almak için okul'un alışveriş mağazasını gezerken "bir okulun ürünleri bu kadar mı pahalı olur" dedim. Mağaza demişken okulun kitap satılan bölümlerini gezdiğimde kapıdan girer girmez, Orhan Pamuk'un okuduğum en sıkıcı ve kanımca yazarın en kötü kitabı "Masumiyet Müzesi"nin ingilizce baskısını gördüm.

Üniversitenin kütüphanesi görülmesi gereken bir diğer yer. Elinize Fransız ihtilalinden önce basılan kitapları alıp dokunduğunuzda farklı duygular yaşayabiliyorsunuz. Kütüphanenin alt katında pek çok oda bulunmakta. "Ders çalışmak için ne kadar büyük odalar" diye düşünürken grup halinde ders çalışma imkanı sunan odalar olduğunu öğrendim. İçeri baktığımda ise daha çok şaşırdım. Biz 4 kişiyi güç bela ayarlarken, öğrenciler içeride 8-15 kişilk gruplar halinde bir arada ders çalışmakta... "Öğrenciler neden bu kadar hevesli" diye düşünürken okulun hiçbir masraftan kaçınmadığını ve Kanada'dan satın aldıkları sandelyelerin tanesine, sevgili öğrencilerinin popoları rahat etsin diye 250 dolar gibi bir para ödediklerini duydum. Darısı bizim üniversitelerin başına.

Yandaki fotoğrafta öğrencilerin kaldığı yurt binalarından birini görebilirsiniz. Gay'lerin simgesi olan gökkuşağı bayrağının camdan sarktığı bu bina gibi, farklı görüşleri de yansıtan bayrakların pencerelerden sarktığı çok sayıda yurt binası bulunmakta. Aralarında gezerken kültürel çeşitliliği görebilir, aşağıdaki fotoğraflarda görebileceğiniz gibi "Sağlıklı şeytanlar'ın seks oyuncakları" workshop'ına katılabilirsiniz.

Kilise etrafına inşa edilen, her yıl ayinle açılan, sporda şeytanlığını kullanan ve tüm görüşlere hoşgörülü olan Duke Üniversitesini anlatmaya çalıştım. Yeni de olsa Semavi dinleri "İbrahim'in aileleri" sloganıyla bir araya getiren bu okul hakkında bilgi almak ve daha güzel fotoğraflarını görmek için web sitesini kullanabilirsiniz.




Öğrenci yurt binalarından bir diğeri...


Duke Kilisesi- Duke Chapel


"İbrahim'in aileleri"isimli serginin afişi.



Duke Üniversitesi web sitesi: http://www.duke.edu/
Duke Chapel'in web sitesi: http://www.chapel.duke.edu/

Los Angeles'tan Durham'a


"Hakan, güya Los Angeles'a gittin, bi yerinde durmadın..." diyeceksiniz ama gene de söyleyeyim: California-Los Angeles'tan, North Caroline- Durham'a gittim. Ülkelerin dünya üzerindeki yerlerini bile zar zor bilen ben, eyaletler konusunda daha da umutsuzum. Yandaki haritaya nereden nereye gittiğimi çizmek için baktığımda, resmen bir uçtan diğer uca gitmiş olduğumu fark ettim. Hawaii yolculuğuna çıkarken Hawaii'nin bulunduğu konuma da bakmamıştım. Pasifiğin ortasında küçücük adalardan oluştuğunu oraya gittikten sonra öğrendim. Yandaki haritada bile uzaklığından dolayı küçük kutu içine alınmış. Sonradan düşündüm de eğer yerlerini bilseymişim, uzaklığı gözümde büyütür gitmeyebilirmişim. Bazen bilmeden karar vermek daha iyi oluyor. Tabiki gerekli ayarlamalardan sonra.

Atlanta üzerinden gittiğim Durham'da yaptıklarıma gelince, korku dolu bir otel ve Duke universitesi bir dahaki yazının konuları olsun. İnsanoğlu kuş misali diyerek uçmaya devam edelim...

Uzayı Gözleyen Asi Gençlik

Los Angeles'ta yer alan Griffith Park'ta bulunan gözlemevi, uzayın derinliklerine yakınlaşmanız için iyi bir fırsat sunuyor. Oldukça yüksek bir yerde bulunan bu kuleye gittiğinizde sadece uzayı değil, tüm Los Angeles'ı özellikle de Downtown'ı seyre dalabilirsiniz. Hollywood yazısının fonda olduğu iyi bir fotoğrafım da olsun derseniz, yine burası en iyi seçimlerden biri. Yandaki fotoğrafta görebileceğiniz gibi ben de bu isteğime kavuşmuş oldum.

Arabanızı park etmeniz açısından sorun yaşamamak için hafta içi gitmenizi tavsiye ettikten sonra gelelim gözlemevinde sizi bekleyenlere. Çok yüksek bir dağın tepesinde bulunan bu yerden, tüm Los Angeles'ı görebilir ve sizinle aynı seviyede uçan kuşlara kafa tutabilirsiniz. Gözlemevine girmeden önce geçtiğiniz alanda California valisi ve sinema oyuncusu Arnold Schwarzenegger'in "California'yı geliştiren bir diğer proje" başlıklı tabelada adını görebilirsiniz. (Gereksiz bir ayrıntı :D)

Burası aynı zamanda pek çok filme mekan olarak kullanılan bir yer. Bu filmlerden biri de yazının başlığında yer alan ve James Dean'in oynadığı "Asi gençlik" filmi. James Dean anısına yapılmış büst, gözlem evinin yanındaki yerini almış. Aynı zamanda Charlie'nin Melekleri :Tam Gaz, Lanetli Tepe ve daha birçok filmden de burayı hatırlayabilirsiniz.

Buranın asıl işlevine gelecek olursak, öncelikle uzay, ay ve güneş hakkında çokça soru soran çocuklar başta olmak üzere herkesin bu konulardaki sorularının cevabını eğlenceli ve interaktif şekilde öğrenebileceği bir yer. Ay'ın ve Güneş'in başrolde olduğu olayların meydana geliş şekilleri hareketli maketler ve interaktif düzeneklerle insanlara açıklanıyor. Güneşin radyasyonu ve yüzeyindeki patlamalara ek olarak, uzayı izlemeye yarayan teleskopların çalışma prensibi ve tarihçeleri de öğrenecekleriniz arasında.

En çok hoşuma giden şeylerden biri, korkulu rüyamız kimya dersinden hatırladığımız periyodik cetvel oldu. Altın elementi kutusuna altın, demir kutusuna demir koyarak oluşturdukları bu tabloda, elementlerin neye benzediğini görebiliyorsunuz.

Gözlemevinde yer alan bir diğer şey ise Fransız fizikçi Leon Foucault'un dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü açıklamak için kullandığı sarkac. "Foucault Sarkacı" olarak bilinen düzeneneğin oldukça büyük bir modeli yine bu mekanda bulunmakta.

Son olarak gözlemevine gittiğinizde kocaman evrende yer aldığınız dünya denen noktanın içinde, bit kadar kapladığınız alanı da dikkate alarak, egonuzun büyüklüğü karşısında dehşete kapılmayı ihmal etmeyin...En azından bende işe yaradı :D

Gözlemevinde yer alan daha pek çok şey hakkında bilgi almak isterseniz, verdiğim web sitesini kullanabilirsiniz. Web sitelerini güzel ve özenli şekilde hazırladıklarını belirteyim.
Web sitesi: http://www.griffithobs.org/




Sevgi Paketi Ahmet

Sevgililer gününü sadece sevgilisi olanların kutladığını sanarak büyümüş bir insan olarak, "Valentine's Day" in anlam ve önemini gözden kaçırmışım, hatta kaçırmışız. Burada sevgililer günü, sevgi duygusunu kutlamak anlamına geliyormuş. Kreşlerde çocuklar birbirine özenli paketler verirken, siz de arkadaşınıza, yan komşunuza, kardeşinize sevgililer gününe özel kartlar ve hediyeler verebilirsiniz. Kalp ve çikolatalar ise bugünün simgesi. "Hakan bize gerçeği açıkla" derseniz, kapitalist sistemde ticarete dökülen günlerden biri derim, ancak eğlenceli olmadığını kimse söyleyemez. Bunu anlamak için yandaki fotoğrafta, sahip olamadığım paketlerine el koymaya çalıştığım yeğenimin, paketler arasından bana "nanik" anlamına gelen dil çıkarışına bakınız. Yetmezse aşağıdaki fotoğrafları gözden geçiriniz.

Ayrıca bu günde verilen hediye paketlerini bizim şeker bayramına da uyarlanabilir. Bundan sonra azarlanmaktan korkmadan kapıyı çalan, şeker bayramının "kahraman lolipoplarını" isterseniz şaşırtın.

Sizi fotoğraflarla başbaşa bırakmadan önce bir dip not: Cadılar bayramı, şükran günü, yılbaşı, Martin Luther King günü ve son olarak sevgililer gününün ardından yaklaşan paskalyayı hesaba katınca, Amerikalılar'ın bayramsız yapamadığını düşünmeye başladım...

Sizi duydum: "kapitalizm"...




Yeğenim, "bakalııııım bunda ne varmııış ?" bakışıyla bana nispet yaparken...

Benim Uçma Sorunum

Yanımda getirdiğim hard diski temizlemek amacıyla içine baktığımda eski fotoğraflarımı görmüş oldum. Sonra fark ettimki kayda değer sayıda fotoğrafımda yer alan bedenim uçmakta. Amerika'da çekilen fotoğraflarıma baktığımda da bunu fark ettim. Hatta Hawaii'de bile uçmuşum. Bunun üzerine değerlendirmeler yaparken Mevlana'nın "Mesnevi"sinde geçen cümleler aklıma geldi: "Bir kabın içinde hava varsa, suyun üzerine koyduğunda batmaz. Özünü oluşturana yakın olmak ister... Melek ruhlu olursan arkadaşın melekler olur." ....."E yani Hakan sen de meleksen, şeytan nasıldır?" derseniz, efendim hapsolduğum bedeni ve nefsi terk etmeye çalışan ben, bu yüzden her fotoğrafta uçmaktayım :D

Bu arada ilk fotoğrafta üzerimde görünen Hollywood t-shirt'ünü giydiğimde buraya geleceğimi bilmiyordum.

Los Angeles'ta uçarken.


Diyarbakır'da uçarken omzum yanımdakinin yüzüne çarpmıştı :D Yüzündeki ifadeden uçmamdan dolayı yaşadığı şaşkınlığı okuyabilirsiniz.


Hawaii'de gemide uçarken.Diğer fotoğrafları görmek istemezsiniz...

Hawaii- Unutulanlar

İnsan kaybettiği şeyi bulunca seviniyor. Size söylemeyi unutmuşum. Hawaii turuna birlikte gittiğimiz arkadaş, fotoğraf makinesini Honolulu'da kaybetmişti. İçindeki fotoğraflardan da ümidi kesmiştik. Siz siz olun eşyalarınızın çantasına adınızı, adresinizi yazın, çünkü bize olduğu gibi eşyanızı bulan iyi niyetli biri sizi sevindirebilir. Ben de size göstermek istediğim "devasa ağaç" ve "hava tahmini yapan hindistan cevizini" gösterme fırsatı bulmuş oldum.

Aşağıdaki fotoğrafta, ruhu büyük ama kendi küçük bedenimi, devasa ağaçla kıyaslayabilirsiniz.Ağacın dibindeki taş gibi duran beyaz kütleyi, birşeye benzetemezseniz üzerine tıklayarak büyütün.

Üretici aklın simgesi aşağıdaki pano ise benim favorim. Gördüğünüz gibi ipe bağlı bir hindistan cevizi ve onun bulunduğu konuma göre bilgi veren tablo. Hindistan cevizi mavi ise hava soğuk, yerinde yoksa fırtına çıktı demekmiş. Fırtına varmı diye hindistan cevizini kontrol etmeye giden yoktur sanırım :D Kauai'de bulunan bu bilgilendirici tablo ile sizi baş başa bırakıyorum.

Madame Tussaud ve Aslın Suretleri

Sonunda Madame Tussaud'un balmumu müzesini ziyaret edebildim. Dünya üzerinde sadece 4 ülkede toplam 9 şubesi bulunan bu meşhur müze aynı zamanda "Mumya Evi" filminde kullanılan balmumu heykellerin bir kısmını da yapmıştı. Müzenin Hollywood'daki şubesinde bulunan figürler, neden bu müzenin meşhur olduğunu anlamamı sağladı. Heykelleri gördüğümde Dr. Frankestein'ın söylediği gibi "Yaşıyoor, yaşıyoor..." diye bağırmak üzereyken kalabalıktan utandım :D

Britney'i Öperken Nicole Gördü...
Müzede yaptıklarıma değinecek olursam, Britney Spears'ı öperken beni gören Nicole Kidman'ın gönlünü almaya çalıştım. Obama ile Amerikalı evsizlerin durumunu konuşurken, David Beckham'la futbolun gereksizliğinden bahsettik. Kill Bill filminin setinde Quentin Tarantino'ya taktik vermemden etkilenen Spielberg, koltuğunu bana devretti. Tiffany'de kahvaltı eder etmez, feministleri kızdıran Alfred Hitchcock'u sırtından bıçakladım. Charlie Chaplin'e Amerika'dan neden aforoz edildiğini anlattığımda düşüncelere daldı.

Sohbet etmekten durgunlaştığım bir sırada aklıma Edgar Alan Poe'nun "Oval Porte" hikayesi ve Zeynep Sayın'ın "İmgenin Pornografisi" isimli kitabının geldiğini belirteyim. Belki okursunuz...

Müzenin sonunda yorulduğumu fark ederken, bu figürlerin hazırlanmasının daha yorucu olduğunu anladım. Aşağıdaki fotoğrafta figürlerin hazırlanmasında, geçmesi gereken süreleri okuyabilirsiniz. Madame Tussaud müzesi hakkında bilgi almak ve hangi şubede hangi figürlerin olduğunu öğrenmek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz.



"Bir gün ünlülerin balmumundan heykellerini yapıp, herkesin bunları görmek için gelmesini isterim" diye bir dilekte bulunan Madame Tusaaud'un figürü. Kabul olacağını bilse başka bir şey dilerdi sanırım...




X- Men filminden Hugh Jackman. En başarılılarından biriydi.Resmi büyüterek bakmanızı tavsiye ederim.



Buffy the Vampire Slayer'dan Sarah Michael Gellar da çok gerçekçi.


Ben sağdakiyim, George Clooney ile karıştırmayın diye söyledim.

Figürlerin hazırlanma süreleri ve Madame Tussaud hakkında bilgi.

İşte bu da müzenin linki : http://www.madametussauds.com/